4 Mart 2025 Salı

Retrospektif-7 (Son)

Bundan sonra ne olur derseniz tahminim yine gelişmiş piyasalarda olduğu gibi portföy yönetim sektörünün daha çok endeks üreticiler ve buna bağlı olarak borsa yatırım fonları tarafından domine edilmesi olur.Ortalama ya da ortalamadan kötü yönetilen yatırım fonlarının yerini hızlı bir şekilde pasif yönetilen fonlar alacak.Bunu en iyi ABD piyasasında görüyoruz.Farklı farklı temalarda ve farklı farklı yatırım sınıflarında oluşturulan endekse göre yapılandırılan sonrasında otomatik pilota bağlanmış çok düşük maliyetli fonlar gün geçtikçe daha çok yatırımcı tarafından rağbet görüyor.Yapay zeka kapasitelerinin gelişmesi ve ucuzlamasıyla daha etkin robotlar ve algoritmik işlemlerle yönetilen pasif fonlara doğru kayma trendi serbest yatırım fonları ve yatırım fonları aleyhine devam edecek gibi duruyor.


Dünyada pasif fonların öncüsü Vanguard’ın web sitesine bakıyorum.Envai çeşit sektör ve genel endekslerle birlikte yatırımcılara temel analize dayalı özel olarak tasarlanmış bir çok borsa yatırım fonu da sunuyor.Yatırımcı; ister yazılım, bioteknoloji,medikal,savunma ya da yenilebilir enerji gibi trend sektörlerde pozisyon alabildiği gibi  çok düşük komisyonlarla temel analize dayalı seçili portföylerde de çok düşük yönetim ücretleriyle tek bir tuşla pozisyon alabilir.


Vanguard ürünlerinden bir kaçına bakalım mesela:


Vanguard U.S. Momentum Factor ETF (Son zamanlarda güçlü fiyat performansı gösteren hisselerden oluşturulan borsa yatırım fonu)
Dividend Appreciation ETF (Temettüsünü istikrarlı arttıran şirketler byf)
High Dividend Yield ETF (Yüksek temettü ödeyen şirketler byf)
Vanguard Value ETF (Değerleme rasyoları ortalamadan iyi olan şirketler byf)
Mid-Cap Growth ETF (Büyüme oranı ortalamadan yüksek orta ölçekli şirketler byf)
Vanguard U.S. Multifactor ETF (Belirli qualitatif ve quantitatif kriterlere göre seçilmiş şirketler byf)
Vanguard U.S. Quality Factor ETF (Düşük kaldıraçlı ama yüksek ve istikrarlı getirili şirketler byf)


2 hisse borsa yatırım fonu da sektörün diğer önemli oyuncusu Ishares’den örnek vereyim:


iShares MSCI USA Quality GARP ETF (Fiyat kazanç oranın büyümeye bölünmesiyle bulunan orana göre iyi olan şirketlerden;serbest nakit akışı büyümesi,borç oranını da göz önünde bulundurarak oluşturulan byf)
iShares Large Cap Moderate Buffer ETF (Geriye gelme potansiyeli artış potansiyelinden düşük olan büyük şirketler byf)
Görüldüğü gibi oldukça spesifik ve komplike ürünlere erişim hem de çok düşük yönetim ücretleriyle kolaylaşmış durumda.Diyeceğim o ki değer hisselerine yatırım yapmak isterseniz pahalı fon yöneticilerine ihtiyaç duymadan farklı farklı kategorilerde çok mütevazi maliyetlerle bunu size sağlayan borsa yatırım fonları var artık.En azından gelişmiş piyasalarda…
Bu endeks üretimleri ve dolayısı ile portföy oluşumları elbette bazı şeyleri gözden kaçırabilir ama bu; borsa yatırım fonlarının yatırımcılar için yine de iyi bir tercih olma özelliğini değiştirmiyor. Veriye dayalı olarak yapılan akademik çalışmalar genelde sektörde anlamlı alfa yaratabilen fon yönetim sayısının %10’nu geçmediğini gösterir.Hal böyleyken yatırımcı neden neredeyse pasif yönetilen klasik bir endeks fonuna ya da sektör fonuna bile yıllık yüzde 3-4 arası yönetim komisyonu ödesin ki? 

2 Mart 2025 Pazar

Retrospektif-6

Bu dönemlere ilişkin aklımda kalan diğer bir husus da yatırımcı ilişkileri gelişmiş ve genelde 30 endeksi içerisinde yer alan büyük şirketlerin yerli fon yöneticilerini umursamamalarıdır.U30 şirketleri yatırımcı ilişkileri yerli fonları ciddiye almaz daha çok araştırma raporu yayınlayan yabancı büyük aracı kurumların ya da işlem hacmi yüksek yerli aracı kurumların analistleriyle görüşür ve onlarla bilgi paylaşırlardı.Hele bu kurumlar ve analistlerle bir de yurtdışında road-show’a çıkıldıysa bülbül kesilirlerdi.Burada yerli fon yöneticilerinin yüzüne bakmayan şirket patron ve yöneticileri yurtdışında olmanın da verdiği rahatlıkla hadlerini de aşarak yabancı yatırımcılarla aşırı! bilgi paylaşırlardı.Bu tip road-showlar genellikle alkollü sosyalleşmelerle devam eder.Yabancı fon yöneticileri ve analistler tecrübeli olduğu için  bu sosyalleşme zamanında da “bilgi paylaşımı”nı devam ettirirler.Bir bakmışsınız borsada bir hissede durduk yerde bir yabancı alım olmuş ve sert bir hareket başlamış.Sonradan anlarsınız ki Londra ya da New York’ta bir road-show olmuş  ve burada kamuyla paylaşılmayan bir bilgi sızmış.

Neyseki şimdi bütün bunlar büyük oranda düzene girdi.Halka açılan bütün şirketlerin web sitelerinde yatırımcı ilişkileri sayfası ve yatırımcı ilişkilerini yürütecek yetkililer tanımlanmış durumda.Şirketlerin yatırımcı ilişkileri sayfalarında faaliyet raporları ve yatırımcı sunumları mevcut. Kamuyu aydınlatma standartları gelişti.Bu bilgilere erişmek eskiden özel çaba isterdi. Bilgi şimdi hem daha yaygın hem de daha simetrik dağılıyor.

Bundan 15-20 sene önce başka bir dünya vardı.Açık söylemek gerekirse benim gibi değer odaklı bir hisse portföyü yöneticisi için bilgiye erişim daha zor olmakla birlikte diğer hisse yatırımcıları o zamanlar bununla hiç ilgilenmediği için göreli olarak nihayetinde avantaj bile sağlıyordu.O zamanlar bilançolar açıklandığı zaman binlerce sayfayı basar ve hafta sonu excellerde çalışırdık.Şimdi fintechler ve data sağlayıcılar sayesinde tek bir tuşla bütün bilgiler yatırımcının önünde. 

Piyasadaki analistlerden ya da diğer fon yöneticilerinden daha zeki ya da bilgili değildik.Biraz uzun vadeli bir bakış ,tanımlanmış basit bir strateji ve biraz da çalışkanlık sayesinde Türkiye’nin inişli çıkışlı bol aksiyonlu ve belirsizlikler ortamında büyük başarı yakaladık. Hisse yatırımının iyi bir yatırım aracı olduğunu ve bunu en iyi şekilde bir yatırım fonuyla yapılabileceğini gösterdik. Böylece bireysel büyük portföyler dışında ikisi yurtdışı yerleşik olmak üzere dört hisse fonunun yöneticisi durumuna gelmiştik.

Şimdi olsa bu endeks üzeri çok yüksek getiri rakamları yakalanır mıydı?Sanmıyorum.O zamanlar değer ve fiyat arasında çok fark vardı ve bu farkın farkına varacak bilgi üretimi çok az yapılıyordu.Hem genel olarak portföy yönetimi hem de hisse senedi fonu yönetimi artık belli bir olgunluğa ulaştı.Fon sektörü farklı farklı stratejilerde ama önceden tanımlanmış performans kriterine uygun olarak yönetiliyorlar artık.Düzenleyici kurumun da yaptığı düzenlemeler sayesinde de hisse senedi yoğun fonlar yatırım yaptıkları varlık sınıfının niteliğine uygun olarak varlık dağılımlarını hızlı ve radikal biçimde değiştiremiyorlar.

Zamanında çokça dile getirdiğim ve o zamanlar şimdi geldiği yeri hayal bile edemeyeceğim TEFAS gibi bir sistem sayesinde çok daha rekabetçi ve çok daha olgun bir portföy yönetim sektörümüz var.

Halka açık şirketlerin hepsi yatırımcı ilişkileri departmanını oluşturdu. Kurumsal yönetim kültürü de eskisine göre daha iyi.Kamuyu aydınlatma standartları,içeriden öğrenenler ticareti,bilançoların hazırlanması ve gönderilmesi standartları vb gibi konularda artık daha iyiyiz.Şirketlerin önemli kısmı için bilgilerin etkin ve şeffaf olduğunu söyleyebiliriz.

Bundan sonra star fon yöneticileri olmayacak mı?Elbette olacak.Yine büyük resmi daha iyi görebilen,dersine iyi çalışan  ve içgüdüsel hisleri çok iyi olan az sayıda bireysel fon yöneticileri olacak.Ama artık biraz da olması gereken oldu ve bütün bu olumlu gelişmelerin neticesinde piyasada alfa yaratma kapasitesi eskisine göre düştü.Yüksek alfa yaratma kapasitesi gelişmiş piyasalarda olduğu gibi özel sermaye fonları ve girişim sermayesi fonları için belki  bir süre daha devam edebilir ama hisse yatırım fonlarında istikrarlı olarak piyasanın anlamlı bir şekilde üzerinde getiri sağlayan hisse yatırım fonları dönemi kapanıyor olabilir.

27 Şubat 2025 Perşembe

Retrospektif-5

2009'da Amsterdam Schiphol Havalimanı'na inerken yaşanan  kaza  dünya finansal krizinin üstüne THY için tuz ve biber oldu.O dönemde piyasa değeri 600  milyon  dolara kadar düştü.Şirkette biraz pozisyonumuz vardı. Yatırımcı ilişkileriyle görüşüyor hem kazanın etkilerini hem de şirketi daha fazla anlamaya çalışıyorduk.  Şirketin her şeye rağmen iyi gittiğini biliyorduk.Zor bir sektörde faaliyet gösterdiği ve kamu kurumu olduğu için ağır bir iskonto yiyordu.Ama şirketin piyasa değeri 600 milyon USD’ye indiğinde şirketin kasasında neredeyse 1 milyar USD  vardı. Ve mevcut fiyatlamayla ilk defa bir şirket yıl sonu tahmin ettiğimiz 1 yıllık karının altında bir piyasa değeriyle işlem görüyordu.Yani THY için fiyat/kazanç çarpanı değil kazanç/fiyat çarpanı vardı! Hava trafiği rakamları o zaman da DHMİ tarafından aylık açıklanıyordu.Biraz da bilançoya hakimseniz THY karlılığı takip edilebilir bir şirket. Bu yüzden  THYAO da bir değer yatırımcısı için her şey vardı:Kelepir fiyat,yüksek karlılık,yüksek büyüme ve çok yüksek güvenlik marjı.Böylece bu dönemde THY pozisyonunu bir yatırım fonunun alabileceği en büyük oran olan yüzde 10’a taşıdık. Daha fazla taşıma limitimiz olsa o kadar daha alırdık.

Krizden sonra en hızlı toparlayan hisselerin başında THY geldi.Mark Mobius uzun süredir Templeton adına tuttuğu hisseleri 1 milyar dolar piyasa değeri üzerinden satmasına rağmen portföylerde  tutmaya devam ettik.Ve yatırımcılarımız adına hem mutlak hem de göreli iyi bir getiri sağladık.

Yurtdışında fonumuzu anlatmaya gittiğimizde hikaye olarak portföyde tuttuğumuz ASELS’ını çok örnek verdiğimi ve Türkiye’nin savunma sanayiinde büyük atılım içinde olduğunu çok söylediğimi hatırlıyorum.Aselsan o zaman küçük-orta ölçekli şirket sayılırdı.Bugün Borsa İstanbul’un dinamolarından biri.

Bunların yanında yine genelde kurumsal yatırımcıların da yatırım yaptığı ama faaliyetlerini yakından takip ettiğimiz için beklentilerin ötesinde performans göstereceğini düşündüğümüz ARCLK, FORD, TTRAK, TOASO, AYGAZ gibi  genellikle Koç Grubunun sanayi hisselerinde de pozisyonlarımız oldu.İyi bir hisse ararken Koç ve SİSE grubu şirketleri radarımıza çok girdi.Bu şirketler araştırma şirketlerinin kapsadığı ve yabancıların da çokça pozisyon almış olduğu şirketler olduğu için fiyatları genelde yatırımcıya pek fırsat vermez.Ama AYGAZ gibi bir ara enerjideki iştirakleriyle gizli değer taşıyan;TOASO ve FROTO gibi Türkiye’nin ve grubun dünya otomotiv sanayiinde aldığı güçlü pozisyondan beklentilerin üzerinde olumlu etkilenen;tarım taşıtları segmentinde en önemli rakibi UZEL’in mali zorluğa düşmesiyle oluşan boşluğu değerlendiren TTRAK’ta piyasaya göre daha iyimser fiyatlamalar yaparak sabırlı yatırımcı olmaya başardık.Piyasa çöküşlerini de bu şirketlerde pozisyon artırmak için değerlendirdik.

Getiri rakamlarına bakıldığında fonun gösterdiği yüksek performansın arkasında bunlar gibi şirket hikayeleri var.Bu demek değil ki her tuttuğumuz altın oldu.Yanlış yatırım kararı verdiğimiz şirketler de oldu. Ama en çok da erken sattığımız şirketler oldu.Portföydeki 10 yatırımdan sadece 2 ya da  3’ü çok iyi çıksa zaten fark oluşuyor.Warren Buffet’ın da bir kaç iyi yatırımı çıkarılsa geriye daha sıradan bir tarihsel getiri kalırdı sanırım.

Hisse yatırım kültürü ve kurumsal yatırımcı tabanı henüz güçlü olmadığı için o zamanlar özellikle endeks 30 şirketleri dışındaki şirket yetkilileri “ ben hisse fonu yöneticisi olarak şirketinizi ziyaret etmek istiyorum dediğimde şaşırdıklarını ve “neden ziyaret etmek istiyorsunuz” diye sorduklarını hatırlarım.Eğer görüşülen patron değil de muhasebe ve finans departmanı yöneticiyse en ufak bir şey söylemeye de korkardı.Şirketi önceden çalışıp gittiğimiz için son finansallarından rakamlar vererek; halka açık şirket olduklarını ve bunları zaten paylaşmış olduklarını hatırlatır onları rahatlatırdık. Rakamları zaten takip ediyorduk ama bu ziyaretlerde anlamaya çalıştığımız rakamların ardındaki iş modeli ,sektör dinamikleri ,yönetim kalibresi,azınlık hissedarlara karşı etik olunup olunmadığı ve şirketin gelecek dönemlere ilişkin büyüme beklentisi idi.Bunu da şirkete dokunmadan yapmak gerçekten  zor.

25 Şubat 2025 Salı

Retrospektif-4

Strateji A Tipi Değişken Fonu yönettiğim bu dönemde  Ekran başında oturup hisse tahtalarını ya da TV’de yorumları takip etmek yerine yılda neredeyse 30-35 şirket ziyareti yapıyordum. Bu dönemde aracı kurumlar en fazla 20-30 şirket hakkında rapor çıkarırlardı.Bunlar da büyük oranda yerlerinden kalkmadan sadece soğuk rakamlarla hazırlanan analizler.İyi bir fon yöneticisi de en fazla bu raporları okurdu.Ama iyi bir fon yöneticisi olunacaksa bırakın rapor okumayı aynı zamanda iyi bir analist olmak gerekir.Elimden geldiği kadar finansalları takip etmenin üstüne bir de gidip şirketleri yerinde görmek ve bu sayede piyasada olan şirketlerin iş modellerini anlamak,sektör dinamiklerini öğrenmek ,rakamların arkasını görebilmek ve yöneticilerin kapasitesi konusunda fikir sahibi olmak benim için inanılmaz faydalı oldu.

Bu açık büfe menüden örnekler vereyim:Acıbadem Hastahaneleri 2000 yılında halka arz edilmiş ve sonrasında fiyatı çok düşmüştü.Özel hastane kavramı daha yeniydi. Sağlıkta özel sektör önemli bir boşluğun içine doğmuştu. Acıbadem de bunu değerlendirebilecek etkileyici bir yönetime sahipti.Bunu da zaten şirketin büyüme rakamları ve kar marjları teyyid ediyordu.Acıbadem Hastanelerinin o dönemde 30 milyon dolar piyasa değerine düşmüş olduğunu hatırlıyorum.Bu büyüklüğü ile  yabancı yatırımcıların radarına girmesine de zaten imkan yoktu.Bizim açımızdan güzel olan şey de zaten böyle pırlantaların yabancı yatırımcıların radarına piyasa değeri arttıkça girmeye başlaması.Ben 30 milyon dolar piyasa değeriyle aldığım Acıbadem hisselerini fon adına yine bir çalkantılı dönemde 250 milyon dolar piyasa değeri üzerinden satarken mutluydum.Ama sonrasında şirketin değeri hızla artmaya devam etti.Bir kaç sene sonra da 1.5 milyar euro üzerinden el değiştirdi.Bu da benim dersim oldu:Bileşik getiriyi bozma!

Zarar eden Karabük Demir Çelik  ümitsiz bir şekilde Tansu Çiller döneminde sadece  1 TL piyasa değeriyle çalışanlara,Karabük halkına ve tüccarlara satılmıştı.İyi niyetli çabalara rağmen yeniden yapılanma çabaları 2001 krizine takılmış ve şirket yeniden faaliyetlerine devam edemez noktasına gelmişti.Ancak devlet bu işletmenin devamı konusunda kararlılık göstererek kredilerini yeniden yapılandırdı.Bölge tüccarlarından oluşan yeni yönetimle birlikte kriz öncesi başlayan üretim süreçlerinin modernizasyonu ve katma değerli üretime geçiş süreci devam ettirildi.Ama bunun ne anlama geldiğini ve gelebileceğini bilanço gelir tablosu rakamlarından değil Karabük’e gidip tesisi görüp ve yöneticileri dinlediğimizde anlayabilirdik.Ve öyle de oldu.İki defa müflis durumuna düşen şirket elbette kimsenin radarında değildi. Şirketin üretim kapasitesi katlanarak artıyor ama personel sayısı aynı kalıyordu. Artan kazançla da modernizasyon ve kapasite arttırımına devam ediyordu.2003 ve 2004’de yıllarında almaya başladığımız Kardemir şirketini her sene en az bir kez ziyaret edip kendimizi güncelleyerek beklentimizi koruduk.KRDMD ben fon yönetimini bıraktığım 2014 yılına kadar hala portföydeydi.

Yine örneğin 2007 yılında Türkiye’de ciddi bir kuş gribi  salgını yaşandı.Beyaz et hisseleri günlerce taban oldular.O hafta sonu hemen Banvit’ten randevu alarak Bandırmaya gittik.Karşımızda ne yaptığını çok iyi bilen bir yönetici ve bütün tedbirlerini almış iyi bir tesis vardı.Yönetimle yaptığımız görüşmenin ardından bu olayın etkisinin kısa bir sürede atlatılabileceğini ve akabinde de markalı piliç üreticilerinin lehine bir pazar payı değişikliği olabileceğini anladık. Sektörde konsolidasyon kaçınılmazdı.Piyasayı domine eden markasız üreticilerin artık şansı yoktu. Yani yaşananlar kısa vadede olumsuz etkilemiş olsa da halka açık piliç şirketleri büyük ihtimalle çok yakın zamanda  daha güçlenmiş olarak krizden çıkacaklardı.Hafta başı hala taban olmaya devam eden hisseleri almaya başladık.Sonrasında kamu destekli iyi bir kampanya organize edildi ve gerçekten hızlı bir toparlanma geldi.Kısa süre sonra da hakikaten sektör halka açık büyük piliç şirketleri lehine değişmeye başladı.

O hafta sonu diğer fon yöneticileri için muhtemelen daha eğlenceli geçmişti ama bizim ve fon yatırımcılarımız için çok kazançlı geçmiş oldu.

23 Şubat 2025 Pazar

Retrospektif-3

Aslında o dönemde özellikle İMKB başkanı Tuncay Artun olmak üzere nitelikli borsa başkanları ve Sermaye Piyasası Kurulu yönetimi sayesinde hukuki ve operasyonel olarak hisse senedi piyasası çok hızlı ilerlemekteydi ama yatırımcı kültürü ve portföy yönetimi sektörü daha gerilerdeydi.

Bu dönemde Strateji menkul Değerler’in tek bir fonu vardı.O da bir hisse senedi fonu olan Strateji A Tipi Değişken Fon.Bunu yöneten ekip de aslında nitelikli bir ekip olmakla birlikte sektör nasıl yönetiyorsa onlar da fonu öyle yönetiyordu.

Ben ise okuduklarımdan aklıma yatmış olan Warren Buffet tarzını yönettiğim küçük hissse portföylerinde naif bir şekilde uygulamaya çalışıyordum. Kendimce yaptığım basit bir excel tablosuyla şirket değerlemesi yapmaya,değerleme çarpanlarını hesaplamaya,şirket finansallarını takip etmeye ve şirketlerin iş modellerini anlamaya çalışıyordum.Açıklanan bilanço dipnotlarını basıp onları okuyan bir kaç fon yöneticisi hatta analistten biriydim herhalde diyebilirim.O günlerde yaptığım kağıt katliamının vicdan azabıyla hala her fırsatta ağaç dikerim.

2001-2002 krizi sonrası IMF programı ,yeni hükümet filan derken krizde yerle bir olmuş olan hisse borsası çok güçlü yabancı girişleri almaya başladı.Bu yükseliş döneminde kriz hafızası hala canlı olan hisse fon yöneticileri piyasa zamanlaması yapmaya çalışırken yükselişleri ıskalamaya başladılar.

Ben ise al ve tut yatırımcısı olarak hiç hareket etmediğim için ne düşüşleri ıskalıyordum ne de piyasa rallilerini.Bu dönemde yönettiğim hisse portföyleri çok iyi getiriler elde ettiler.Bu yeni yatırımcıları getirdi ve 2003 yılında da  Strateji A Tipi Değişken Fonun yönetimini.

Bu sırada da biraz daha olgunlaşmıştım.Fonun kurucusu olan aracı kurum yönetimiyle oturduk hem şartları hem de bundan sonraki stratejimizi konuştuk.Fonun stratejisini tamamen temel değer analiziyle hissede uzun vadeli pozisyon almak; yüzde 75 BIST100 +Yüzde 25 repo getirisi olarak tanımladığımız başarı kıstasını al-sat ile değil hisse seçimiyle geçmeyi hedeflemek olarak tanımladık.Zaten yüksek bir fon yönetim ücreti vardı.O zaman sektörde fonların yönetim ücreti yıllık yüzde 5.5! idi.Bu yüzden fonun bir de işlem hacmi baskısı yaşamaması gerekirdi.Fonun kurucusu bir aracı kurum olmasına rağmen yönetim  önemli bir vizyon koyarak bunu kabul etti.Kısa vadeli kazançları bir kenara bırakarak uzun vadeye odaklandık.Hedefimiz iyi bir performans ortaya koyarak yatırımcı sayımızı arttırmak ve fon yönetiminde büyümekti.Gelişmiş piyasalara sahip olan ülkelerde işler böyle olmuştu.Bizde de er ya da geç böyle olacaktı.

Sonrasında Strateji A Tipi Değişen Fonun performansı kendiliğinden geldi.Hem başarı kıstasını hem de diğer hisse fonlarının performansını açık bir arayla geçti.Yıllar geçtikçe hem başarı kıstası olan hisse endeksiyle hem de en iyi ikinci hisse fonu arasındaki fark açılmaya devam etti.

31 Aralık 2002’den aktif fon yönetimini bıraktığım 31 Aralık 2014’e kadar hisse senedi fonlarının getirisi aşağıdaki gibi oluşmuştu.


Bu tablo aslında çok basit bir yatırım anlayışıyla oluştu.Hakettiği değerinin altında olan şirketlere yatırım yap ve hakettiği sürece tut. Fonda beş yılın üzerinde tuttuğum çok hisse olmuştur.Getirideki farkı da zaten bu şirketler yarattılar.Daha önceki blog yazılarımda açıkladığım gibi hisse senedi yatırımında aldığınız hisseden değil satmadığınız hisseden çok kazanırsınız. Bileşik faizin sihiridir bu.

Değer analizine dayalı al-ve-tut yatırım stratejisiyle o zamanlar para kazanmak daha kolaydı.Yabancı yatırımcılar tecrübeli ve bilinçli yatırımcılardı.Yabancı aracı kurumların çok güçlü araştırma departmanları vardı.Yabancı fon yöneticileri de bizim gibi bir çok gelişmekte olan piyasada tecrübesi olan ve daha büyük resmi görebilen tecrübeli fon yöneticileriydi.Türk şirketlerini analiz ediyor ve aracı kurumlar vasıtasıyla onları Londra'ya davet edip road-showlarda bilgi ve beklentilerini güncelliyorlardı.Ama neyseki onlar da ulusal 30 endeksi hisselerinin dışına genelde çıkmazlardı ve yerel olmadıkları için bir şirketi hissedemezlerdi.Şirketi hissetmek önemlidir.

Yerel hisse fonları ise dediğim gibi zaten piyasa zamanlaması yapmaya çalışırlardı.Bir takım büyük oyuncuların bazıları iyi bir hisse seçicisi ve yatırımcısı idi.Ama genelde onlar da iyi bir değer yatırımcının çakışmayacağı tahtalardaydılar.

Bu yüzden bu dönemde iyi bir değer yatırımcısı için baş döndürücü bir açık büfe menüsü vardı. Şirketlerin yatırımcı ilişkileri bölümleri kurulmamıştı.Finansallar ve faaliyet bilgilerini takip etmek özel çaba isterdi. Ama bunu yapabilenler de bu büfenin keyfini çıkardılar.

22 Şubat 2025 Cumartesi

Retrospektif-2

1994’teki kendi ekonomik krizimiz sonrasında 1997,1998  dünya krizleri ve nihayetinde 2001’de Türkiye’de yaşanan bankacılık krizleri hem tahvil-bono piyasasında hem de hisse piyasasında büyük bir sarsıntıya neden olarak bazı halka açık  şirketleri ve aracı kurumları da olumsuz etkiledi.Her krizle birlikte sektörde yeni dengeler ve konsolidasyonlar oluştu.

Sonrasında piyasalara krizlerde bir şekilde ayakta kalmış büyük oyuncuların,yabancı fonların ve yabancıların emirlerini  front run eden (yani büyük bir işlem yapılmadan önce o işlem hakkında bilgi sahibi olan kişinin önceden kendi adına işlem yapan) “gömlekçi” diye tabir edilen İstinye’de seans salonunda terminalin başındaki brokerların etkinliği devam etti.Borsa seans salonunda aracı kurum işlem yetkilisi olduğunu gösteren gömlek giyerlerdi.Emirler de hakikaten bildiğin tahtaya yazılırdı.Tahta yapmak tabiri de oradan gelir. O zamanlar yabancı yatırımcılardan gelen emirler telefon veya faksla iletilir ve emir de büyük olduğu için bazen bir kaç günde gerçekleştirilirdi.Bu da  bu bilgiye sahip olan “gömlekçi”ler ve onlarla birlikte hareket edenler için güzel bir kazanç kapısı oldu.Bu şekilde büyük oyuncu olmuş ve hatta laf aramızda aracı kurumu sahibi olmuş brokerlarımız da vardır.

Bazı tahtalarda hakim olan büyük oyuncular da vardı.Bunlar daha uzun süreli pozisyon alır momentumu izler ya da sahip oldukları içeriden bilgiyle hareket ederler ve bir süre sonra hisse değeri bir yere geldikten ya da haber genele yayıldıktan sonra satarak çekilirlerdi.

Bazıları bilgiyle,bazıları yetenekle,bazıları ilişkileriyle bazıları da şansıyla kazanıyordu.O kadar çok hareket edilirse şans faktörü de hakikaten önemlidir.Örneğin büyük bir oyuncu 1994  krizi öncesi hükümetten birisinin “bizim notumuz kırılırsa piyasa sence nasıl etkilenir” sorusu üzerine ayıkarak  bütün portföyünü satmasıyla efsaneleşmiştir.Hissedeki pozisyonlarını likidite edip dolara geçtikten sonra gerçekten de kredi notu indirimi gelmiştir.Ona da sattıklarını dolar bazında ikide bir ya da üçte bir fiyatına yerine koymak kalmış.Yine başka bir oyuncu başka bir dönemde balayında kafam rahat olsun diyerek bütün pozisyonlarını likidite etmiş ve bu kutsal evlilik sayesinde 2001 krizini pas geçerek dönüşte sattığı  hisseleri yerlerden geri toplamıştır.Şans faktörü bir kenara benim gözlediğim kadarıyla elbette bu büyük oyuncuların genelde ticari yetenekleri de vardı.Sultanhamam’da ya da Kapalıçarşı’da da esnaflık yapsalar orada da başarılı olurlardı.

Borsada oynamak tabiri boş yere çıkmıyor elbet.Varolan kültür bu olunca ortalama fon yöneticisi davranış tarzı da bundan etkileniyor.Bir hisse fonu bir bakmışsınız yüzde 100 hisse taşıyor.Ertesi günü bir bakmışsınız yüzde yüz nakite geçmiş.Neden?Fon yöneticisinin beklentisi bu aralar iyi değil.Bizim fon yöneticimiz dünyadaki ve Türkiye’deki bütün makro gelişmeleri yakın takip ettiği için piyasalarda kesin ne olacak biliyor elbette !Ya da belki de o gün sadece afyonu patlamamış.Öyle ya da böyle neticede karşılaştırma kriteri İMKB 100 endeksi olan bir hisse fonu bakmışsınız bütün hisseleri satıp yüzde yüz oranda nakite geçmiş.

Neticede fonun kurucusu bir aracı kurum.Bu fon ne kadar işlem yaparsa aracı kurum yönetimi de o kadar mutlu.İşlem hacmine göre prim alan fon yöneticisi de mutlu.Ben buna bermuda şeytan üçgeni diyorum.Yatırımcı fon yöneticisinden “piyasa düşerse ben zaten satarım” hoş ama boş sözünü alıyor;aracı kurum komisyon kazanıyor ve fon yöneticisi işlem hacminden prim alıyor.Ama varsa burada bir  saadet sadece kısa vadeli oluyor. Aslında ise uzun vadede üçgenin bütün ayakları kaybediyordu.En çok da hisse fonuna yatırım yapan yatırımcı.Bu yüzden hisse fonlar geniş yatırımcı tabanına ulaşamıyor ve büyümüyordu.Bu dönemlere portföy yönetim sektörünün emekleme dönemleri denebilir.

21 Şubat 2025 Cuma

Retrospektif-1

Bir sanatsever olarak bu “retrospektif” lafına bayılırım.Çok afili laftır. Allahını seversen nedir bu “retrospektif” diye bir de Chatgpt’ye sordum.Aşağıdaki gibi bir yanıt geldi:

Retrospektif, geçmişe dönük bir bakış anlamına gelir. Genellikle bir olay, süreç, proje veya dönemi değerlendirirken kullanılır.

Farklı alanlardaki kullanımları:

  • Sanat ve edebiyat: Bir sanatçının veya yazarın geçmiş eserlerini kapsayan sergi veya incelemeler için kullanılır.
  • Psikoloji: Bireyin geçmiş deneyimlerini analiz ederek bugünkü davranışlarını anlamaya çalışmak için kullanılır.
  • Bilim ve araştırma: Geçmiş verileri inceleyerek belirli bir konu hakkında çıkarımlar yapma sürecini ifade eder.
  • İş dünyası ve yazılım geliştirme: Özellikle agile (çevik) yöntemlerinde, bir takımın belirli bir dönemi veya projeyi gözden geçirip, neyin iyi neyin kötü gittiğini değerlendirdiği toplantılara retrospektif toplantılar denir.

Genel olarak retrospektif, geçmişi değerlendirerek gelecekte daha iyi kararlar almak için kullanılan bir yaklaşımdır.

Hürmetler Chatgpt!Bodrum’da lüks yazlık fiyatına üretilmiş Deepseek gibi Çinli bir muadilin olsa da artık, senin yerin yine de bizim için başka.

Chatgpt’nin tanımına uygun olarak ben de elimden geldiğince geçmiş deneyimlerimi anlatarak portföy yönetim sektörünün nereye doğru evrildiği hakkında görüşlerimi bir blog dizisi olarak paylaşmak istedim.

1990’lar ikinci yarısında profesyonel iş hayatına başlamadan önce toy bir hisse yatırımcısıydım.Üniversiteyi bitirmiş ve ekonominin bütün sırlarını çözmüştüm!Borsada oynayarak! rahatlıkla zengin olabilirdim.Aracı kurumların seans salonlarına gidiyor “düşükten alıp yüksekten satmaya” çalışıyordum.Neyseki çok kısıtlı olan paramın bitmesiyle hayallerim de bitti de iş aramaya başladım.

1999 yılında Strateji Menkul Değerler’e iş başvurusu yaptım.Şirketin sahibi ve yöneticisi Citibank ve Finansbank hazinesi kökenli ODTÜ’lü eski bir bankacıydı.Ufak bir mülakattan sonra sen önce paranın ne olduğunu öğren sonra hisseyi öğrenirsin diye beni iyice ufalayarak  tahvil ve bono bölümünde işe başlattı.İlk gün elime verilen HP hesap makinesinde önceden girilmiş formül olmasa 4 yıllık ODTÜ iktisat eğitimine rağmen bileşik faizi bile hesaplamayı bilmediğimi  anlamam çok da uzun sürmedi (Bu bileşik faiz işinin  yatırımcılıkta ne kadar önemli bir şey olduğunu daha önce anlatmıştım!).

90’ların sonu hem enflasyonun hem de faizlerin yüksek olduğu krizli yıllar.Faiz piyasada gün içinde 4-5 puan filan oynuyor.Esas para burada dönerken hisse piyasasının esamesi bile pek okunmuyor.

Tahvil-bono biriminin yöneticisi ya da şirketin sahibi ara sıra biz fani çömezlerin yanına gelir ve 6 ay sonra itfa olacak bilmem kaç faiz oranıyla işlem gören bononun günlük iç verimini ya da bunu başa baş noktası için haftalık bilmem kaç repo oranıyla fonlamak gerektiğine yönelik sorular sorarlardı.Çömez azapta gerekti ve bu sorulara da sürekli hazır olmak lazımdı.Paranın zaman değerine yönelik bu hesaplamalarla geçen bu zamanda Merkez Bankası bilançosu,Hazinenin finansmanı ,para piyasası,makro ekonomik veri akışının takibi gibi konularda da kısa zamanda kendime çok şey kattım.Ama yine de bir gözüm sürekli hisse piyasası ekranında kaldı.

Hafta sonları şirket haberleri ve bilançolarını takip etmeye çalışıyor bir yandan da hızlı bir şekilde başta Warren Buffet ve Peter Lynch kitapları olmak üzere yatırımcılık üzerine kitaplar okuyordum. Strateji Menkul Değerler’de tahvil-bono ve para piyasası rutin operasyonel işlerimi yaparken bir süre sonra kendimi eşin dostun parasını hisse senedi piyasasında yönetmeye başlarken buldum.Banka kurumlarına göre daha küçük bir aracı kurumda çalışmanın iyi tarafı da benim açımdan bu esnekliği oldu.

Karaköy’de bildiğiniz üç tekerlekli tezgahlarda “Adana var Ereğli var”diye hisse satıldığı dönemde Kapalıçarşı kökenli oyuncularının etkin olduğunu hatırlarım.Hem sermayeleri hem de değerli metallerde ve yabancı paralar konusunda alım-satım tecrübeleri vardı.Hatta bazı aracı kurumları da onlar kurmuşlardı.Bu yüzden al-satçı kültürün Borsa İstanbul’un temellerinde de olduğunu söylemek lazım.

24 Eylül 2024 Salı

Hisse Yatırımı ve Yelkencilik


Hem reel hem de nominal faizlerin yüksek olması bir süredir hisse senedi piyasasını baskı altında tutuyor.Son dönemde hisse senedi yatırımcılığıyla yeni tanışmış bir çok yatırımcının şimdilerde Borsa İstanbul’a lanet ediyor olduğunu tahmin etmek zor değil.Ama hisse senedi yatırımı böyle bir şey işte.Uzun vadeli ve değişken getirili.

Son gelen yatırımcılar için yönetilmesi gerçekten de zor bir dönem oldu.Uygulanan normal ve rasyonel olmayan para politikasının sonucunda hisse senedine çok miktarda fon ve yatırımcı akın etti.Bunun gel-git etkisi de haliyle büyük oldu.Denizciler bilir bazen en iyi yelken trimini yapsanız bile eğer gel-git akıntısı açısından en yüksek dönemdeyseniz ya da gel-git etkisinin çok yüksek olduğu bir coğrafyadaysanız ters akıntıda ya yerinizde sayarsınız ya da aşırı eforla bile çok az yol alırsınız.Aşırı negatif faiz bölgesinden pozitif reel faiz bölgesine geçince hisse yatırımcıları için de böyle zor bir dönem yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor.Sene sonunda beklendiği gibi nominal faizler inmeye başlasa bile reel faizlerin yine de yüksek kalmaya devam etmesi enflasyon beklentilerinin iyileşmesi açısından gerekli gibi gözüküyor.

Geçtiğimiz çılgın dönemde hisse yatırımcılığına adım atanlar açısından yönetilmesi en zor kısım ise bu çılgın med yani gel aşamasında yaşanan halka arz bolluğu ve bazı hisselerdeki spekülatif balon oluşumu oldu. Türkiye’nin AB üyelik başvurusu heyecanı dönemi de dahil benim şahit olduğum hiç bir dönemde ana hissedarlar şirketlerini bu kadar elverişli şartlarda halka arz edemedi ve spekülatörler de bu kadar kolay spekülasyon zemini bulamadı.Bu yüzden bu dönemde Borsa İstanbul’a bir çok mayın saçıldı.Bu dönemde hak edilmemiş bir çok değer seviyesi şimdi cezir yani git aşamasında ya gerilemeye devam edecek ya da uzun süre yatırımcılarına reel olarak kazandırmayacak.

Bu mayınlardan uzak durulmuşsa ve portföy dağılımı dengesiz değilse önümüzdeki süreci yönetmesi bence çok da zor değil.Eğer benim gibi uzun zamandır da hisse yatırımcısıysanız sert havalara ve ters akıntılara alışık olursunuz ve tekne 4-5 metre dalgalardan bile düşerken ya da akıntıda bocalarken kahvenizi içmeye devam edebilirsiniz.

Rüzgar bazen arkadan bazen kafadan gelir.Bazen az eser bazen de fırtınaya döner.Bazen ters akıntı oluşur bazen de hiçbir şey yapmadan akıntı sizi istediğiniz yere götürür.Önemli olan teknenin sağlam olması ve kaptanın yelkenleri havanın şartlarına göre trim ederek rota planını oluşturması.Bu yüzden elbette negatif reel faizlerin olduğu bir dönemle yüksek reel faizlerin olduğu bir dönemin portföy dağılımı farklı olacaktır.Ama hisse senedi portföyde her zaman olur.Madem hava sert ne işimiz var denizde de denebilir.Tekneler  nasıl olsa marinalarda güvende olur.Ama yol alabilmek için açılmak gerekir ve sürekli sakin hava kollayan denizci de marinadan çıkamaz.

Yelken yapanlar bilir.O oynak ve güvensiz görünen araç doğanın büyük gücü karşısında suyun üzerinde kalır ve yoluna devam eder.Ama zaten bunun için yapılmışlar.Yeni denizciler seyirde fırtınanın ortasında kaldıklarında bir daha denize çıkmayacaklarına dair kendilerine söz verseler de çok azı haricinde fırtına dinip de tekne  bir limana girdikten sonra seyirden keyif bile almış olurlar.Fırtınalar atlatılır.Yeter ki  fırtınanın ortasında panik yapılmasın .Ama eğer bu yapılırsa hem denizci hem de tekne kalıcı olarak zarar görür.

29 Aralık 2023 Cuma

Galat-ı Meşhurlar-III

Hisseyle evlenmeyelim. Borsada 600 tane hisse var, hepsiyle gezelim.

Borsada oynamak ifadesiyle aynı dili paylaşan ve bir o kadar yanlış ve tehlikeli bir söylem.

Daha önce de söylediğim gibi borsada aldığınız hisseden çok satmadığınız hisseden ciddi birikimler elde edersiniz.Piyasa hareketleri öngörülemez.Bunu daha önceki blog yazılarımda detaylı anlatmıştım.İyi bir şirket seçimi ise çok profesyonel bir bilgi ve takiple yatırımcı için bir nebze teorik olarak mümkün.Bu şekilde bir analiz yapılınca da  Borsa İstanbul’da önemli sayıda hisse zaten yatırımcı radarı dışında  kalır. Hakim ortağın yönetimde olmayan diğer küçük hissedarlara ne kadar etik olup olmadığı başta olmak üzere kurumsal yönetim kalitesi filtresi konduğu zaman tahminimce makul yatırım dünyası halka açık hisse sayısının üçte birin altına bile düşebilir.

Bu makul yatırım dünyası içinde  kalıcı bir rekabet avantajı sayesinde sermaye ya da kredi yoluyla işletme bünyesine aldığı kaynakları yüksek getiri oranına dönüştüren az sayıda olan şirketlerle bu özellikleri devam ettiği sürece evlenilebilir.Bu mutlu da bir evlilik olur.Lynch’in dediği gibi eğer doğru bir insanla evlenmişseniz zaten boşanmak istemezsiniz.Ama zaten baştan yanlış bir insanla evliyseniz sizi boşanma hakkı da kurtarmaz.

İyi bir hisse yatırımı sıkıcıdır.Ekrana bile bakılmaz.Borsa ve aracı kurumlar hareketi sevebilirler ama hisse yatırımcılığı hareketsizliği sever.

Stop ve Loss Meselesi

Eğer kaldıraçlı işlem yapıyorsanız veya al-sat yatırımcısıysanız stop-loss hayati olabilir.Ama yok eğer uzun vadeli al-ve-tut hisse yatırımcısı iseniz ya da karşılaştırma kriteri hisse piyasası endeksi olan bir hisse fonu yöneticisi iseniz stop-loss yapmak yani kol kesmek fonun ya da hisse portföyün performansı için kötü sonuçlanabilir.Bunu karıştırmamak lazım.Al-sat tarzı bir yatırım yapılıyor ya da 10 kaldıraçla foreks piyasasında işlem yapılıyorsa masada kalabilmek için kol kesmek zorunda kalınabilir.Ama bir hisse senedinin fiyatının  beklentilerin altına gelmesi ya da alınan fiyatın çok altına düşmesi  şirketin temellerinde bir değişiklik olmadığı sürece al-ve-tut  yatırımcısı için önemli olmaz. Bu yüzden de zaten al-ve-tut tarzı değer yatırımcılığında stop loss diye birşey bence söz konusu olmaz.Bir şirket hissesinin fiyatı beklenmedik yerlere de gelebilir.Piyasa iç dinamikleri gereği bazen yüksek saçmalama potansiyeline sahiptir.Uzun vadeli al-ve-tut yatırımcısı için önemli olan şirketin değeridir.Piyasadaki fiyatı değil...

Kağıt yavrulayacakmış ya da bedelsiz potansiyeli yüksek hisseler

Piyasada hiç anlamadığım bir şekilde önem atfedilen bir konudur bu da.Günlük hareket eden yatırımcının hadi gereksiz bir şekilde bedelsiz mevzu radarına giriyor.Ama kelli felli araştırma kurumlarının çok basit bir analize dayanan bedelsiz potansiyeli yüksek hisseler raporları hazırlamalarını anlamak ya da yatırım tavsiyelerini buna dayandırmalarını anlamak zor.Bu birbirini besleyen bir süreç sanırım.Yatırımcı talep ediyor aracı kurumlar da bu arzı sağlıyor ve bu iş birbirini besleyerek devam ediyor.

Şirket, bedelsiz sermaye artışıyla sadece bilançonun öz sermaye kalemleri arasında bir kompozisyon değişikliği yapıyor nihayetinde.Şirkete giren para yok.Satışları ve karlılığı etkileyen bir şey yok. Dile yavrulamak olarak yerleşince sanki ortada bir değer artışı varmış yanılsaması yaratıyor.Ama yok.Şirket aynı.Satışlar da aynı.Kazanç da aynı.Ortada şirket faaliyetlerini etkileyecek bir durum yok.Buna rağmen bedelsiz sermaye artışı haberi veya dedikodusu yatırımcıların gündemini ve hisse tahtasını önemli derecede etkileyecek bir dinamiğe dönüşebiliyor.

Bedelsiz başvurusu onaylanmadı diye günlerce taban taban olan şirket de gördük ya son zamanlarda bunu da anı defterimize itinayla kaydettik.Söz konusu hissenin  tahtasında belli ki başka dinamikler söz konusu ama bu şekilde dramatik bir değer kaybının yüzeyde görünen nedeni şirketin bedelsiz verememesi olarak kayıtlara geçti.

Bedelsiz sermaye artışı hisse tahtasında bir likidite kolaylığı olması dışında şirket değerini etkileyecek bir şey değil ama nedense tahtada orantısız bir  atraksiyona dönüşebiliyor.Bedelsiz sermaye artışına bu kadar önem atfedilmesinin tek açıklaması genellikle kısa vadeli alım-satım refleksiyle hareket eden yatırımcı tarzının bir hikaye arayışı olmalı.Böylece bedelsiz sermaye artışı hisse tahtasında spekülasyon yapanlara da elle tutulur kolay bir manivela oluveriyor.Bu da yine birbirini besleyen bir süreç.

Bedelsiz sermaye artışına bağlı orantısız hareketler hisse senedi piyasamızdaki yaygın yatırımcılık tarzının yarattığı bir deformasyon örneği.Başka bir şey değil...

23 Aralık 2023 Cumartesi

Galat-ı Meşhurlar-II

Kâr cebe yakışır

Yakışmaz.Hisse senedi piyasasında aldığınız hisseden değil satmadığınız hisseden çok kazanırsınız.Yaklaşık 25 senelik yatırımcı tecrübeme göre söyleyebilirim ki  yanlış aldığım hisselerden çok erken satmış olduğum hisselerden para kaybettim.Burada önemli olan yatırım yaptığınız şirketin sermaye ya da kredi yoluyla işletme bünyesine aldığı kaynakları yüksek getiri oranına dönüştürüyor ve bunu büyütüyor olmasıdır.Eğer bunu görüyorsanız zaten bir mücevhere sahipsiniz.Kâra filan bakmayın o şirkette ortak olmaya devam edin.Erken satış bileşik faizin sihrini bozar.Erken satışla bir hissesinin  getirilerinin getirisi de kaybedilir.

100 milyon dolardan halka açılıp bugün bugün 3 trilyon dolar piyasa değeriyle işlem gören Apple hissesinde ne kadar çok yatırımcının bu sözü kullanmış olabileceğini düşünün.Ya da Tüpraş hissesinde...Ya da Ford hissesinde...Ya da Şişecam hissesinde...Ya da Türk Hava Yolları Hissesinde...

Patron hissesine sahip çıksın

Hissenin hakim ortağı eğer şirket esas faaliyetlerini bırakıp günlük olarak tahta izliyorsa ve hele hisse tahtasında aktif oluyorsa zaten hemen oradan kaçarak uzaklaşın.

Düşükten al yüksekten sat

Bu ifadeyi de çok severim.Bir de büyük bir bilgiçlik ve sanki bu kimsenin daha önce aklına gelmemiş orijinal bir fikirmiş gibi söylenir ya bazen.

Bir hissenin fiyatının düşük olması ne demek?Fiyatın 200 günlük ortalamanın altında olması mı?Çok önemli bir destek seviyesine gelmiş olması mı?Yoksa tarihinin en düşük fiyat seviyesine gelmesi mi?İyi ama bir şirketin değeri şirketin faaliyetleri kötü gidiyorsa çok daha ucuz seviyelere  de gelebilir.Ucuzun ucuzu da var.Desteğin desteği de var.Düşük  diye alınan seviye bundan sonraki dönem için en yüksek seviye de olabilir.Tersi de geçerli.Bir şirket hissesi yeni zirve yapıyorsa ya da borsa düşmüşken onun fiyatı düşmemişse illa fiyatı yüksek midir?Bu yüksek kaldı bunu satayım sonra alırım deyip sattığınız hisseyi son görüşünüz de olabilir. Ki genelde öyle olur.Yatırımcı bu hissenin değeri yüksek kaldı diyerek satar sonra da hisseyi yükselmiş fiyattan yerine koymaya eli gitmez başka hisse aramaya başlar.

Bir hisse gördüğü güçlü direnç seviyesinin çok daha altına da inebilir. Düşük fiyat/kazanç çarpanlı bir şirket fiyatı düşerken bile karlılığının kaybolmasına bağlı olarak gerçekte çok pahalı bir fiyat/kazanç çarpanına sahip olmuş olabilir. Bir şirketin defter değeri negatife de dönebilir.Öte yandan fiyat /kazanç çarpanı  piyasa ortalamasının çok üzerinde bir şirket ileriye dönük olarak çok düşük fiyatta  da olabilir.Şirket cari faaliyet döneminde çok hızlı bir şekilde karlılığını arttırmıştır ve arttırmaya devam edecektir. Bu şirket önümüzdeki yılların artan bu karlılığına göre pahalı gibi gözüken ama aslında çok düşük bir çarpanla işlem görüyor olabilir. Hisse bir yıl içinde değerini bir kaç katına  katlayarak endeks getirisini de ciddi bir şekilde geçer ama yine de fiyatı düşük kalabilir.Kimse size karlılığını koruyarak büyüyen şirketi ortalama bir fiyat kazanç çarpanıyla vermez.

Bu yüzden söylemesi kolay olan ve kulağa da yapması basitmiş gibi gelen düşükten al yüksekten sat stratejisi bizi aslında en yaygın yatırımcı hatasına götürür.Bu şekilde düşünen yatırımcı sürekli alım satım yapar.Bu da genellikle ya mutlak zarar ya da hisse senedinin uzun vadeli getiri potansiyelin altında bir getiriyle sonuçlanır.

ABD’de yapılan akademik araştırmalara göre hisse senetlerinden elde edilen yatırım getirilerinin yüzde 80-90’ı toplam yatırım zamanının yüzde 2-7 sine denk gelen zamanda olmuş.

Eğer bir şirket satışlarını arttırırken marjlarını  da koruyabiliyorsa burada sektör dinamiklerinden ya da yönetim kalitesinden kaynaklı kalıcı bir kalıcı rekabet avantajı vardır.Uzun vadeli stratejik varlık dağılımını yapmışsanız ;iyi bir hisse fonu ya da iyi bir şirket hissesindeyseniz fazla kıpraşmayın...

Tüyo var mı?

Var tabi.Olmaz mı?Ne vereyim abime?Fiyatını kaça katlasın?Beş kat iyi mi?

Böyle birşey olabilir mi?Olmaz tabi.Bu tarz değerli bir bilgi zaten piyasa fiyatına dahil olmuş olur.Size kadar gelmez.Size ancak ortak manipülatif bir organizasyonun ileri aşamalarında suni olarak yükseltilmiş bir hisse ile ilgili tüyolar gelir.O da sizi büyük ihtimalle çıkmaz bir yola giden treninin son vagonuna bindirmiş olur.

Tüyosu olan,duyumu olan,Telegramda üstadları olan ,şirket içinde eniştesi ya da kayınçosu olan adamların söylediği hisselerden uzak durun.Reel negatif faizlerin çok yüksek olduğu ve paranın hisse senedine aktığı geçtiğimiz 4-5 sene bu tarz adamlar için güzel bir manipülasyon-spekülasyon zemini yarattı.Takılanlar da biraz kazanmış olabilirler. Ama faizlerin normalleşmeye başlamasıyla  o devirler artık kapandı.Hala olmaması gereken piyasa değerlerinde olan  zombiler var.Özellikle bu dengelenme döneminde tüyolardan uzak durun.

21 Aralık 2023 Perşembe

Galat-ı Meşhurlar-I

Hisse senedi yatırımı konusunda dilimize yerleşmiş bir çok ifade al-satçılık dediğimiz bana göre yanlış tarzda hisse senedi yatırımcılığının getirdiği bir söylem ve terminolojiye dayanıyor.İnsan dil ile düşündüğü için bir süre sonra dilin kendisi düşünceyi şekillendirmeye başlıyor.Yanlış bir dil ile oluşan bu deforme olmuş yatırım dünyasına girilince bir süre sonra yatırımcının kendisi de bu dünyanın bir parçası oluyor.İyi bir hisse senedi yatırımcısı olmak için bu yüzden dil temizliği ve buna bağlı olarak düşünce temizliği önemli.

Borsa:

Çok kullanıldığı anlamıyla Borsa sözcüğünün kendisi bir galat-ı meşhur aslında.Etimolojik kökeni konusunda en kabul gören açıklama bu sözcüğün Bruge kentindeki Felemenkli tüccar van der Burse ailesinin konağında işleyen kumaş borsasından diğer dillere de menkul değer çarşısı olarak geçmesi. Organize işleyen ve fiyatların serbestçe belirlendiği her piyasa borsa olabilir.

Borsa İstanbul da 1985 yılında önce hisse senetleri piyasasında hizmet vererek  açılmış ; şimdi ise bünyesinde Borçlanma Araçları Piyasası, Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası, Kıymetli Madenler ve Taşlar Piyasası olan bir borsadır.Yani Borsa illa da hisse senedi piyasası değildir.

En eski borsa binası bizim topraklarda

Kütahya Aizonoi’de bulunan taş bloklardaki yazıtlardan Pazar meydanının en eski borsa binası olduğuna inanılır. Ama aslında o yazıtlar arkeologların ortaya koyduğu gibi Roma İmparatorunun fiyat artışlarını sınırlamak amacıyla malların satılabilecek azami fiyatlarını gösteriyor.Osmanlı imparatorluğu ticaretin ve girişimciliğin tarihsel olarak güçlü olduğu topraklarda kurulmuş ama aynı Roma İmparatorluğu gibi mutlak yönetime dayalı Osmanlı ekonomik düzeninde de katı fiyat ve kar sınırlamalar söz konusu. Borsa kelimesinin kökeninin serbest ticaretin ve tüccarlığın gelişmiş olduğu Hollanda – Belçika’ya dayanması bu yüzden de makul gözüküyor. Borsa için kurallar önemlidir ama serbestlik ve güven esastır.

Borsada Oynamak:

Yıllardır hisse piyasasında yatırımcılık yapan bir yatırımcı ve profesyonel olarak kulaklarımı en çok rahatsız eden ifade sanırım budur. Borsada oynamak nedir yahu? Kumar oynanır. Kumda oynanır. Çiftetelli oynanır.Altılı ganyan oynanır.Borsada ise menkul kıymetlere yatırım yapılır.Hisse senedi piyasasında bir yıl kısa vade;üç yıl orta vade; beş ve üzeri ise önerilen uzun vadedir bir yatırımcı için.

Paçal yapmak ya da maliyet düşürmek:

Bodrum’da pahalı bir tesiste boş bulunduk bir dondurma yedik. Dondurmanın her bir topunun yaklaşık 10 Euro gibi bir fiyata sahip olduğunu da ödemeye gelince öğrendik.Halbuki burası Bodrum.Sürekli ihtiyatlı olmak ve sırtı duvara vererek  yürümek lazımdı.Neyse artık yemiş bulunduk.  Çaktırmıyoruz ama fahiş fiyatlı dondurma da boğazımıza durdu. Yürüyüş yolu üzerinde biraz sonra Mado gördük. Topu 10 Euroluk dondurmaları daha sindirmeden hepimiz refleks olarak, daha insanca fiyatlara sahip Mado dondurmalarına sarıldık. Daha fazla dondurma yiyeceğimiz yoktu ama Mado dondurmasıyla paçal yapıp maliyet düşürdük ve kendimizi tekrardan çok iyi hissettik J

Paçal yapmak aslında size kendinizi psikolojik olarak daha iyi hissettiren kolay bir refleks.Lüzumu ve yararı ise durumdan duruma değişir.Bir şirketin uzun vadeli değer yaratma potansiyeline inanılıyorsa ve bu inanışı etkileyecek herhangi bir temel olumsuz gelişme olmamış ve şirket piyasa değeri sadece piyasa dinamikleri sonucu ilk alış değerinden geri gelmişse  baştan konulmuş olan varlık dağılımına uygun olarak hisse senedi düşen fiyattan alınmaya devam edilebilir elbette.Ama bu sadece maliyet düşürmek refleksiyle yapılmaz.Bu kararın arkasında kaliteli bilgi ve önceden konmuş bir portföy stratejisi ve disiplini olmalıdır.Aksi durumda yapılan iyi parayı kötünün peşine atmak olur.

Maliyetime gelmedi satmam

Performansı kötü olan bir şirket hissesini tutan yatırımcıya neden satmadığını sorduğunuzda genelde aldığınız cevap “daha maliyetime” gelmedi olur. Neden satmaz? Çünkü sattığı zaman zarar realize edilecek ve hata yapılmış olduğu kabul edilecek.Ama en azından tutmaya devam edilirse bununla yüz yüze gelmeyecek. Bu yüzden iyi hisselerdeki kazançlı pozisyonlar burada paçal yapabilmek adına hemen realize edilir ve zararda olan pozisyon biraz daha artılararak “maliyet düşürülür” ya da popüler ifadeyle “paçal yapılır”.

Yine aynı şekilde eğer portföyde stratejik realokasyon  uyarlaması yapıp  hisse oranı düşürülecekse insanın eli önce kazançlı olan hisseyi satmaya gider.Ama genelde  kötü performans göstermiş olan hisseleri öncelikli olarak satmak daha doğru olur.Çünkü kötü performans gösteren hissenin arkasında yanlış bir alım kararı olma ihtimali, fiyatı yükselmiş hisseye göre daha yüksek olabilir.Böyle bir hissenin satışıyla zararı realize etmek yatırımcıya acı verebilir.Ama bu zarar zaten büyük ihtimalle hisse alırken gerçekleşmiş.Önemli olan bundan sonrasında oluşacak mutlak ya da göreceli zararı önlemek olmalı.Ama bu da genelde yapılmaz.

Diyelim ki 10 liraya düşen bir şirketin hissesinde bir yatırımcının maliyeti 3 lira, diğerinin 8 lira bir diğerinin de 15 lira olsun.Bu yatırımcıların hisseleri aldıkları seviye şirketin geleceğine ilişkin bir veri sunuyor mu?Üç yatırımcı da geleceğe dönük olarak tam aynı noktadalar.Şirkete ilişkin beklentin iyiyse maliyetine bakmaz tutarsın; kötüyse de maliyetine bakmaz satarsın.Buna batık maliyet yanılgısı diyoruz.Maliyetiniz yatırım yaptığınız menkulun en son kapanış fiyatıdır. 

Borsada birileri kazanırken, birileri kaybetmek zorunda

Hisse senedinde kazananlar ve kaybedenler vardır ama hisse senedi piyasası uzun vadeli gelişim trendiyle sıfır toplamlı bir oyun değil.Ekranlarda uzmanlar bile çok sık, borsada birileri kazanıyorsa birileri de kaybediyordur diyorlar.Bu doğru değil.Borsaya kote şirketler gelişir ve değerini artırır.Bu piyasada birilerinin kazanması için birilerinin kaybetmesi gerekmez. Doğrudan hisse alıp tutan bütün hisse yatırımcıları kazanabilir.Sıfır toplamlı oyun benzetmesi vadeli işlemler ya da gün içi pozisyon alıp kapatanlar için doğrudur. Birinin zararı diğerinin karı olarak gün sonunda hesaplara geçer.İyi bir şirket hissesinde ise yatırımcı olan herkes kazanabilir.


17 Temmuz 2023 Pazartesi

Borsa Yatırım Fonları

Borsa Yatırım Fonları (BYF) bir endeksi baz alan, baz aldığı endeksin performansını yatırımcılara yansıtmayı amaçlayan ve payları borsalarda işlem gören yatırım fonları. Fonun içerisindeki hisse senedi portföyü, baz alınan endeksin içeriğinin bire bir kopya edilmesi ile oluşturulur. Payları işlem gördüğü borsalarda işlem saatleri içinde alınıp satılabilir. Böylece pahalı araştırma departmanlarına ve havalı portföy yöneticilerine ihtiyaç duymaz.Bu yüzden de çok düşük maliyetlidir.Endeks içeriği sürekli yenilendiği ve kötü performans gösteren şirketler endeksten çıkıp yerine iyi performans gösteren şirketler girdiği için de yatırımcı doğal bir seleksiyondan da yararlanmış olur. 

Bunun dışında yatırımcıya tematik akıllı yatırım yapma olanağı da verir.BYF’ları zaten çok makul ve basit bir finans mühendisliği.Diyelim ki altın yatırımı yapmak istiyorsunuz;fiziki olarak alsanız saklama,sigorta gibi dertleriniz olur.Gümüş almak isteseniz bu zaten fiziken  çok mümkün değil.Bunları vadeli kontratlarla alsanız takip etme ve vade bitiminde yenileme sorunuyla karşılaşırsınız.Halbuki yatırımcılar bu varlıklara bir borsa yatırım fonuyla operasyonel olarak çok daha zahmetsiz bir şekilde yatırım yapabilirler. Bizde mesela değerli metal,emtia,yabancı menkul varlık sınıflarında yatırım fonları hala çok yüksek yönetim ücretleri uyguluyorlar.Bir altın yatırım fonunda ortalamada yıllık yüzde 2-2.5 yönetim ücreti söz konusu.Bu altın yatırımcısının altın bazında yılda yüzde 2-2.5 para kaybettiğini gösterir.Para uyumaz derler.Fon yönetim ücretleri de uyumaz.Bu yüzden düşük yönetim maliyetleri olan büyük borsa yatırım fonlarına yatırım yapmak yatırımcı için gerçekten de iyi bir seçenek.

Ya da bilmediğiniz bir ülkede hisse senedi yatırımı yapmak istiyorsunuz;hangi şirketlere yatırım yapacaksınız? Çin’e yatırım yapmayı düşünüyorsunuz mesela oradaki şirketleri nereden bilecek ve takip edebileceksiniz.Bir Çin endeksi BYF ile bunu kolaylıkla yaparsnız.Ya da  yenilenebilir enerjinin gelecekte önemli olacağını mı düşünüyorsunuz? Bu temada oluşturulmuş bir endeksi takip eden BYF’na yatırım yaparsınız.Yapay Zeka yatırımı,mikroçip,sağlık sektörü,turzim ya da elektrikli araba aklınıza ne gelirse farklı tematik yatırımlara BYF’ları aracılığıyla makul maliyetlerle yatırım yapılabilir.Ya da temettü verimliliği yüksek şirketler temasına yatırım yaparak hisse seçiminde önemli bir kalite filtresi koyarak hisse yatırımı yapılabilir.

Bu çeşitliliğ,işlem yapma kolaylığı ve maliyet verimliliği sayesinde bütün dünyada BYF’ları hem büyümeye hem de çeşitlenmeye devam ediyorlar.Gelişmiş piyasalara baktığımız zaman yatırım fonları sektörünün net olarak borsa yatırım fonları lehine geliştiğini görüyoruz.BYF’larının büyüklüğü yaklaşık 12 trilyon dolara; hisse varlık sınıfında toplam hisse piyasasının yaklaşık yüzde 10 büyüklüğüne de ulaşmış durumda.

Ancak BYF’larının bu kadar büyümesi piyasa oynaklığı açısından bir sorun da olmaya başlayabilir. Risk yönetimi açısından aktif olan diğer fonlara göre bu fonların yatırımcılarının getiriye çok duyarlı olması,hızlı hareket etmesi ve sürü hareketine daha fazla maruz kalıyor olması piyasalarda dalga boyunu arttırıp tepe ve çukurları derinleştirici etki yaratabilir.

Örneğin küçük şirketler borsa yatırım fonunu düşünün.Küçük piyasa değerli şirketlerin hisselerinin genelde işlem hacimleri de düşük olur.Bu borsa yatırım fonuna satış geldiği zaman dolaylı olarak bu şirket tahtalarına da satış gelmiş olacak.Bu tarz borsa yatırım fonlarına normalde bu şirketlere yatırım yapılmayacak kadar talep gelecekte olabilir.Ya da hali hazırda gelmiş de olabilir. Eğer öyleyse satışlar bu durumda nasıl karşılanacak?

Örneğin özel sektör tahvil BYF’ları şimdilerde oldukça popüler.2009’da 10 milyar dolarlardan şimdi trilyon dolarlara erişmiş durumda.2009 tahvil krizini bir de bu haliyle yaşandığını düşünün.Allah Muhafaza!

 

Altın üretici şirketleri parasal gevşeme döneminde bildiğiniz gibi popüler oldular.Hisse endeksiyle farklı yönde hareket edebilme potansiyelleri nedeniyle portföy dağılımında önemli bir yerleri var.Hem altına hem de hisseye tek enstrümanla aynı anda yatırım yapabilme düşüncesiyle de yatırımcı nezdinde çok talep gördüler.Bu da altın madeni şirketleri temalı borsa yatırım fonlarının büyümesine neden oldu.Altın üreticileri borsa  yatırım fonları hali hazırda altın üretici şirketlerin yaklaşık yüzde 15-20’sine yatırım yapmış durumdalar. Ama bu talep tersine dönerse bu tahtalardaki yangını bir düşünün.

 

Yani borsa yatırım fonları yatırımcı için iyi bir yatırım alternatifi olmakla birlikte bazı popüler temalar sayesinde bazı borsa yatırım fonlarının likit olmayan varlıklara yatırım yapmış likit yatırım araçlarına dönüşmüş olma ihtimalleri var. Şimdiye kadar onlar varken de önemli düşüşler yaşadık ama bu büyüklükleriyle daha henüz büyük çöküş yaşamadık.Bunların piyasa çöküşlerini nasıl etkileyeceğini ve çöküşlerden nasıl etkileneceğini de yaşayarak göreceğiz.

4 Haziran 2023 Pazar

BES HİSSE SENEDİ VE ÇOCUKLAR

 

Son zamanlarda hisse fonlarının ve BES’in büyümesi Türk sermaye piyasaları açısından güzel bir gelişme.Umarım bundan sonrasında Türk tasarruf sahipleri şirketlerin uzun vadeli bu gelişiminden paylarını daha çok alabilirler.Yatırımcı tabanı ne kadar yaygın olursa halka açık şirketler kanalıyla ekonomideki katma değer üretimi de o kadar genele yayılmış olur.BES de bunun için ideal bir sistem.Hatta BES; hisse yatırımı konusunda daha önceki blog yazılarımda önerilenlerin hepsini tek başına sağlayan bir platform. Hisse senedi yatırımı BES fonları kanalıyla  yapıldığı takdirde bilinçsiz bir şekilde doğrudan hisse almak yerine kollektif yatırım kuruluşları vasıtasıyla yapılır.Kısa vadeli oynaklığı bertaraf etmek üzere zamana yayılmış alımları mümkün kılar.Emekliliğe kadar birikimleri sistemde tutarak uzun vadeli bir yatırım perspektifi sunar.Farklı varlık sınıflarındaki fonlar vasıtasıyla da yatırımcıya dengeli bir portföy dağılımı yapabilmesini sağlar.

BES’teki portföy dağılımı hususunda da belki bazı şeyler söylemek lazım.BES uzun vadeli bir birikim sistemi olmasına  rağmen sistemdeki dağılıma bakıldığı zaman hisse fonların oranının hala az olduğunu görebiliyoruz.Son dönemde reel faizin çok yüksek oranda negatif olması bu dağılımı daha radikal bir şekilde değişmesini gerektirirdi.Ama görünen o ki bu değişim gerektiği gibi yaşanmamış. Daha önceki yazılarımda hisse senedi için; uzun vadedeki yüksek reel getirisi nedeniyle portföyümüzün forvet oyuncudur demiştik.BES’teki takım kuruluşunun ise genelde aşırı defansif olduğunu söyleyebiliriz.Aşırı defansif olmak özellikle reel ve nominal faizlerin düşük olduğu bu dönemde beklentinin aksine kalemizde çok gol görmek anlamına gelebilir. Negatif reel faizler günün sonunda tasarruf sahiplerinden borçlulara kaynak transferi anlamına gelir.Dünyadaki genel borçlanma dinamikleri de gözönüne alınırsa bu eğilim uzun da sürecek gibi duruyor.Bugünlerde başta dolar olmak üzere bir değer biriktirme aracı olarak para birimlerinin tartışılmasının arkasında da bu yatıyor.Bu yüzden hisse senedi fonlarının BES birikimlerinde daha fazla yer verilmesi uzun vadede tasarruf sahibi açısından iyi sonuçlar getirecektir.Yine önceki yazılarda bileşik faizin zamana bağlı olarak nasıl quadratik şekilde çalıştığını görmüştük.

BES’in bir ucunda hiç portföy dağılımı yapılmadan sadece sabit getirili yatırım araçlarından oluşan ve bu yüzden TCMB politika faizinin ve bono getirilerinin normal olmayan bir şekilde aşırı negatif getirisinden olumsuz etkilenen ve bu yüzden benim BES’im birşey kazandırmıyor diye şikayet edenler diğer bir uçta da çok sık portföy dağılımı yapan tasarruf sahiplerini görüyoruz.Sistem şimdi yılda 12 defa portföy dağılımında değişiklik yapma hakkı tanıyor.Bu esnekliğin de çok fazla olduğunu düşünüyorum.Stratejik portföy dağılımı bu kadar sık ve radikal biçimde değişmez.Yoksa iş piyasa zamanlamasına ve al-sata döner ki bundan da yine uzun vadede tasarruf sahibi zararlı çıkar.

BES daha iyi bir şekilde çalışabilir elbette ama yine de tasarrufların değerlendirilmesi ve hisse senedi yatırımı için elimizdeki en ideal sistem.Devlet üstelik yüzde 30 da katkı desteği sağlıyor.Bu tasarruf sahibi için bulunmaz bir fırsat. Hisse senedi yatırımını devlet katkı sınırlarının sonuna kadar BES hisse fonlarıyla yapmak  ve daha fazlası için de bu varlık sınıfındaki diğer kollektif yatırım araçlarını kullanmanın yatırımcı için iyi bir tercih olduğunu düşünüyorum.

Çocukların BES’e dahil edilmesi de bence ayrıca önemli.Yatırımlar ne kadar erken başlarsa bileşik faizin quadratik getirisinden o kadar yararlanılmış olur.Çocuklar için oluşturulan BES portföyünde hisse fonların oranı daha da yüksek tutulabilir. ABD’de tasarruflarda hisse dağılımında şöyle bir hesap yapmanın yaygın bir uygulama olduğunu söyleyebiliriz:Eğer yaş 20 ise bu 100’den çıkarılır ve yüzde 80 oranında hisseye alokasyon yapılır.Diyelim ki yaş 50 olsun bu oran yüzde 50'ye düşer.Bu elbetteki bir kural değil ve Türkiyenin gerçeği de başka olabilir ama bu uygulama pratiği tasarruf sahibi ne kadar genç olursa o kadar hisse senedine yatırım yapılmasının iyi olabileceği konusunda fikir verir bize.Ne kadar erken başlanırsa ve hisse senedine ne kadar yüksek alokasyon yapılırsa çocuklar büyüdüklerinde bileşik getiriden o kadar çok yararlanmış olurlar.

Çocukların gelecekte toplu bir birikime sahip olmasını sağlaması yanında BES sahibi olmak çocukları finansal okuryazarlık konusunda da geliştirir. Türkiye’de çocuklarımıza derslerde hayattan kopuk şeyler öğretmeye bayılıyoruz.Hele bazı ailelerde çocuğun yanında para konuşmak bile ayıp sayılır.Böyle davranarak aslında onları hayatla ilgili en temel bilinçten de yoksun bırakmış oluyoruz.Çocuklara açılacak  küçük bir yatırım hesabı onu hayata daha iyi hazırlayacak büyük bir farkındalığa yol açar.Çocuk parayı kumbaraya attığı zaman bunun bir tasarruf olduğunu ama tahvile ya da hisseye koyduğu zaman ise bir yatırım olduğunu öğrenir.Farklı yatırım araçları hakkında bilgi sahibi olur.Paranın bir zaman değeri olduğunu kavrar. Bunlar onun önündeki yaşamında ister doktor,ister mühendis isterse yaratıcı mimar olsun çok önemli olacaktır.

26 Nisan 2023 Çarşamba

İyi Bir Hisse Fonu Seçmek İyi Bir Hisse Seçmekten Çok Daha Kolaydır-III

Peki;

Türkiye’de fon yöneticileri pozitif alfa yatabiliyorlar mı?

Yani bizim tarlada da becerikli fon yöneticileri ve iyi  hisse fonları yetişiyor mu?

Yaratılan alfa hisse seçimiyle mi yoksa piyasa zamanlamasıyla mı elde ediliyor?

Ortalamada hisse fon yöneticileri endeksten daha iyi mi yoksa daha kötü mü performans sergiliyorlar?

Geçmiş fon performansı geleceği de açıklayabiliyor mu?

Bu sorulara cevap verecek Türkiye’de de bolca akademik araştırma yapılsa hem yatırımcı hem de  fon sektörü açısından faydalı sonuçlar çıkardı elbette. @degeryatirim Serkan Hoca’nın böyle bir çalışması var mesela.Ben de aktif olarak yönetici olduğum 2010 yılında 2003-2009 arası yönetilen bütün fonların datasını kullanarak akademik bir çalışma yapmıştım.

Bu çalışmada sadece tek bir fon istatiksel olarak anlamlı alfa yaratıyor çıkmıştı (Ayıptır söylemesi yönettiğim fon:) Piyasa zamanlaması yapabilen fon yoktu.Sektörde daha çok istikrarlı bir şekilde değer öğüten yani aldığı riske göre düşük performans gösteren fonlar vardı.

Söz konusu dönem için akademik çalışma yapan herkesin bulabileceği bu sonuçlar aslında şaşırtıcı da değil.Çünkü  hisse fonlar aşırı alım-satım yapıyordu.Sektör büyük ölçüde banka kökenli portföy yönetim şirketleri tarafından domine edildiği için iyi fon yönetmenin özel bir motivasyonu yoktu.Bu şirketlerin yönettikleri fonlar her halukarda kendi banka şube kanallarıyla var olan geniş yatırımcı tabanlarına satılabiliyordu. Tek şubeli bağımsız bir aracı kurumla bin şubeli bir banka fon sektöründe böyle eşit olmayan bir rekabet içindeydi. Büyük kurumların satış kanallarının gücü konusundaki avantajı bu yüzden sektörün en büyük dezavantajıydı da. Bu ekosistemde de iyi fon yöneticileri hantallaşmış büyük kurumlar içinden yeşeremedi.

Bu dönemlerde benim de sıklıkla dile getirdiğim ve hayata geçmesi için çabaladığım ortak fon alım-satım platformunun gelmesiyle şimdi sektör daha rekabetçi oldu.TEFAS sayesinde pazarda bütün ürünler artık aynı tezgahta sergilenebiliyor.Ve ürünlerin üzerinde spesifikasyonlarına yönelik etiketleri var.Böylece TEFAS’ın da verdiği katkıyla portföy yönetim sektörü  olgunlaşarak her şeyi biraz daha yerli yerine oturttu. Yatırımcı, yatırım hesabının olduğu herhangi bir kurumdan istediği fonu “seçmece” olarak alabilir. Böylece sistemde yavaş yavaş iyi kavunların ön plana çıkıp keleklerin azalmaya başlayacağını düşünmek için ümitlenebiliriz.Bu yüzden son 10 yılı değerlendiren bir akademik çalışma yapılsa tahminimce Türkiyede’ki fon sektörü açısından daha iyi sonuçlar çıkabilir.

Bireysel yatırımcının iyi fonu tespit etmek için bütün bu karmaşık hesaplamalara ve akademik çalışmalara ihtiyacı yok aslında.Bu değerlendirme oranlarını hesap eden ve bu oranlara göre derecelendirme yapan fon derecelendirme şirketleri var.Bunlar yatırımcılara iyi ya da kelek kavunları işaret edebiliyorlar. Ama bu değerlendirmelerin en az 3 yıllık getiriler  üzerinden yapılmış olması önemli.

Yatırımcı bu fon derecelendirme şirketleri verilerine ulaşamıyorsa yine sorun yok.TEFAS’a girip elma ve armutları ayırt ederek farklı varlık sınıflarındaki fonların detaylı bilgisini edinebilir ve uzun vadeli performansları karşılaştırılabilir.Ya da  https://www.yatirimdirekt.com/ gibi finans kurumlarının portallarından da fonların karşılaştırma kriterlerine göre performansı izlenebilir.Geçmiş performans gelecek performans için garanti değilse de kesinlikle bir fikir verdiğini söyleyebilirim.

Üç veya beş senelik sürelerde riske göre getiri analizlerinde makul büyüklükteki bir fonda kıstasına göre değer yaratmış fonları belirlemek bu platformlarda çok da zor değil. Bu değerlendirmenin sağlıklı olabilmesi için fonun tesadüf veya dönemselliği en aza indirgeyecek şekilde uzun dönemli data üretmiş olması ve bu getiriyi manipüle edilemeyecek şekilde makul bir büyüklükte sağlamış olması yeterli.

Bundan sonrasında ise yatırımcının bilmesi gereken diğer husus fonun kendisini diğerlerinden ve kıstasından nasıl ayrıştırmış olduğunun cevabıdır. Bunun için yatırımcı gidip kurum ve fon yöneticisiyle bizzat tanışmalı. Başarının arkasında bir ekip mi  yoksa aşağıdan yukarıya kurumsal bir iş akışları süreci mi yoksa sadece bir tane yetenekli fon yöneticisi mi olduğunu anlamalı.Eğer tek adam yönetimi ise bu fon yöneticisinin  kurumda kalıcılığını takip etmek gerekir.Eğer kuruma gidip görüştüğünüz fon yöneticisi sadece 2 yıldır orada ve size fonun 10 yıllık getirilerini sunuyorsa bir sorun var demektir.Yönetici yatırım yaklaşımını size basit cümlelerle anlatamıyorsa yine bir sorun var demektir.Yöneticinin kendi parasının yönettiği fonda olup olmaması da önemlidir.

Bu yapıyı anladıktan sonra bu konularda bir değişiklik yaşanıp yaşanmadığını sürekli takip ederek tarihsel olarak üretilen kıstasa göre iyi performanstan bir sapma varsa bunun dönemsel mi yoksa yapısal mı olduğunun izlenmesi yeterli olacaktır.

Bu süreç gelişmiş piyasası olan bütün ülkelerde böyle çalışır. Etkin diye bahsettiğimiz bu piyasalarda bile “fon seçimi” diye bir gerçek olduğu için sektörde “fon sepeti” diye ayrı bir ürün vardır. Bu ürünler yatırımcıya der ki; bu tespit ve izleme işi ciddi bir iştir ve bunu ben senin adına yapabilirim.Ama dikkatli ve bilinçli bir yatırımcı da bu bahsettiğim süreci hisse seçimine göre çok daha kolay bir şekilde yapabilir.

Yatırım tavsiyesidir:

Hisseye doğrudan yatırmak  yerine , karşılaştırma kriterinin üzerinde istikrarlı bir şekilde katma değer katmış  ve bu incelenen performans data setini makul bir büyüklük ve makul bir yatırımcı yaygınlığı ile yapmış bir kaç hisse fonuna yatırım yapın.

Türkiye’de hisse varlık sınıfında bir elin parmaklarını geçmese de iyi fonlar var.Türkiye’deki fon yöneticilerinin neredeyse hepsi SPK’nın tanımladığı tavan yönetim komisyonunu uygularlar.Yani hemen hemen bütün fonlar aynı fiyattadır. Bu yüzden iyi fonun tespit edilmesi yatırımcıya Renault fiyatına satılan bu BMW ve Audi’leri alma olanağı verir.